Anasayfa  |  Favorilerine Ekle  |  RSS 2.0
Hakkımızda  |  istatistik  |  iletişim
Site içi Arama: Gelişmiş Arama
Kayıt Ol!
Giriş Yap!

Site Menü

Arşiv
{inform_dle}

Haber Arşivi



» Dünyamız
18 Nisan 2009 | Kütüphane, Ansiklopedi | Yazar: Mertada.Biz
Onaltıncı yüzyıla kadar bundan 500 sene öncesine kadar Dünya'nın bir gezegen olduğu bilinmiyordu. Ancak bu tarihten sonra yapılan gözlemler sonucu insanlar bu gerçeğin farkına vardılar. Geçtiğimiz 20. yüzyılda ise Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yeri kesinleşti. Bu bulgulara göre Dünya, Güneş'e olan uzaklık bakımından üçüncü, büyüklük bakımından ise beşinci büyük gezegendir.
Dünyamız
Dünya'nın demirden bir çekirdeğinin bulunduğu düşünülmektedir. Merkezdeki sıcaklığın ise 7500 dereceye kadar çıktığı tahmin edilmektedir. Bu, Güneş'in yüzeyinden bile daha büyük bir sıcaklıktır. Yer kabuğu bu sıcaklığı geçirmez. Ayrıca bitkilere bu denge içindeki oksijen ve karbondioksit oranını sabit tutmalarını sağlayan özellikler vermiştir.
İşte bunlar ve diğer hassas dengeler Dünya'nın insanların yaşamı için en uygun şekilde tasarlandığını gösterir.
Dünya, atmosferinden yeryüzü şekillerine, Güneş'e olan mesafesine kadar, her türlü dengesiyle, tamamen yaşam için özel olarak yaratılmıştır. Örneğin, Dünyamız'ı bir akvaryuma benzetebiliriz. Akvaryum, içindeki balıkların yaşamına en uygun şartları sağlar. Suyun ısısını sağlayan termostat ve havalanmasını sağlayan bir motor, dibe konan kum, suya atılan ilaçlar, akvaryumun koruyucu kapağı, suyu sürekli olarak süzen filtre sistemi, eksildikçe takviye edilen besinler... Tüm bunlar, akvaryumdaki balıkların hayatta kalmasını sağlar.
Dünyamız
Ama akvaryumun içindeki balıkların bu yapay ortamdan haberi yoktur. Onlar "doğal", yani kendiliğinden oluşan bir ortamda yaşadıklarını sanırlar. Birinin ısıtıcıyı, suyun seviyesini, hava motorunu ayarladığını bilmezler. Suyun üzerinde aniden beliren yemlerinin kaynağını da bilmezler. Oysa kaynak açıktır; akvaryumun sahipleri onlar için gerekli olan herşeyi sağlamaktadır.
Elbette Dünya'daki hayat akvaryumdaki hayattan çok daha detaylı ve çok daha hassas sistemlere sahiptir.

Dünya'nın Evrendeki Yeri:
Eğer Dünyamız Güneş'e şu anda olduğu mesafeden biraz daha yakın olsaydı neler olurdu? Aslında, bu sorunun cevabı, hepiniz için çok kolay olmalıdır. Çünkü, herkes, Güneş'in sıcaklığının kavurucu olduğunu bilir. Bu sıcaklık nedeniyle ne şu anki atmosfere sahip olurduk ne de okyanuslara ve denizlere... Sıcaklık o kadar yüksek olurdu ki, yeryüzündeki suyun çoğu buharlaşırdı. Tabii, o zaman da yeryüzünde hiç su kalmazdı. Yeryüzü, bütünüyle bir çöl gibi kuru olurdu.
Örneğin, önceki bölümde anlattığımız Venüs gezegeni, bildiğiniz gibi Güneş'e Dünyamız'dan daha yakındır. Bu sebeple, Venüs gezegeninde sıcaklık Dünya gezegeninkinden kat kat fazladır. Bu sıcaklık 475 dereceye kadar çıkabilir. Bu sıcaklığın ne kadar yüksek olduğunu zihninizde canlandırabilmek için şunu bir düşünün! Ocağa kaynaması için su koysanız, suyun sıcaklığı 100 dereceye ulaştığında, fokurdamaya başlar.
Bir de tam tersini düşünelim. Ya Dünyamız Güneş'e şu anda bulunduğu mesafeden biraz daha uzak olsaydı? Tabii ki çocuklar, böyle bir durumda da tam tersine, Dünyamız daha az ısınırdı. Daha az ısınınca ne olurdu dersiniz?
Yeryüzündeki suyun çoğu donarak buza dönüşürdü. Böyle bir durumda ise Dünyamız'ın yüzeyi, Güneş'e bizden biraz daha uzak olan Mars'ın buzlarla kaplı kuru yüzeyine benzerdi. Bu iki durumdan şu sonucu çıkarabiliriz: Dünyamız tam olması gereken yerde duruyor.
Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenlerin varlığının da, Dünya'nın güvenliği için büyük önem taşıdığını göstermiştir. Jüpiter'in konumu buna bir örnektir. Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, varlığıyla aslında Dünya'nın dengesini sağlamaktadır.
Jüpiter'in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya, uzay boşluğunda gezinen meteor taşlarına ve kuyruklu yıldızlara hedef olurdu. Kısaca Jüpiter, adeta Dünya'yı koruyan bir kalkan gibidir. Eğer Jüpiter şu anda bulunduğu yörüngeden başka bir yörüngede olsaydı, üzerinde yaşadığımız gezegen ve tabii bizler de var olamazdık.
Dünya'nın Isısı:

Uzayın ortalama ısısı eksi 270 derece! Bu soğukta bizim ya da herhangi bir canlının yaşaması imkansızdır. Bizim Dünyamız'ın ortalama ısısı ise 15-20 derece arasındadır. Bu ısı atmosfer tabakalarından yukarı doğru çıkarken çok büyük faklılıklar gösterir.
Örneğin, Afrika kıtası oldukça sıcak bir kıtadır. Size "Afrika'da kartopu oynayabilir miydiniz?" diye sorsak ne cevap verirsiniz? Aslında cevabınızı biliyoruz. Muhtemelen çoğunuz soruya şu şekilde cevap verecektir: "Kartopu oynamak için önce kar gerekir. Bu yüzden, o kadar sıcak bir yerde kar olamayacağı için kartopu oynamak mümkün değildir". Fakat bu cevap yanlıştır. Çünkü, oldukça sıcak olduğu bilinen Afrika kıtasında isterseniz kartopu da oynayabilirsiniz. Ama bunun için bu kıtanın en yüksek dağı olan Klimanjaro'nun zirvesine doğru tırmanmanız gerekir. Yerden çok yüksek olan bu dağın tepesi karlarla kaplıdır. Çünkü, yerden yukarı doğru çıktıkça hava soğur. Soğuyan hava atmosferin "Stratosfer" ismi verilen tabakasında eksi 50'lere kadar düşer. Fakat, daha da yükselince hava tekrar ısınır.
Dünya'da bu en uygun ısının korunması, elbette Güneş ile Dünya arasındaki mesafeyle ve Güneş'in yaydığı sıcaklıkla yakından ilişkilidir. Daha önceki bölümlerde bu konudan biraz söz etmiştik. Burada biraz daha detaylı bilgi verelim. Yapılan hesaplara göre, Dünya'ya ulaşan güneş enerjisindeki yüzde 10'luk bir azalmada, yeryüzünü metrelerce kalınlıkta bir buzul tabakası kaplar. Enerjinin biraz artması halinde ise bütün canlılar kavrularak ölür.

Dünya'nın kendi etrafındaki yüksek dönüş hızı da ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Dünya sadece 24 saatlik bir süre içinde kendi etrafında döner. Bu nedenle, geceler ve gündüzler kısa sürer. Kısa sürdükleri için de gece ile gündüz arasındaki ısı farkı çok azdır.

Merkür gezegenini hatırlayalım. Bu gezegenin bir günü yaklaşık bir yıl sürer. Bu yüzden Merkür'de gece-gündüz arasındaki ısı farkı 1000 dereceyi bulur.
Yeryüzünün şekilleri de ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Dünya'nın ekvatoru ile kutupları arasında yaklaşık 100°C'lik bir ısı farkı vardır. Eğer böyle bir ısı farkı dağların olmadığı bir yüzeyde gerçekleşseydi büyük fırtınalar Dünya'yı allak bullak ederdi. Oysa ki yeryüzü, ısı farkından dolayı ortaya çıkması muhtemel kuvvetli rüzgarları engelleyecek sıradağlarla donatılmıştır. Bu sıradağlar, Çin'de Himalaya sıradağları ile başlar, Anadolu'da Toros dağları ile devam eder ve Avrupa'da Alp dağlarına kadar uzanır.

Dünyamız'ın uzaydaki eksi 270 derecelik ısıya rağmen nasıl tam bizim yaşayabileceğimiz derecede ve sürekli aynı kalarak ısındığını öğrendik. Dünya bizim vücudumuzun dayanamayacağı kadar sıcak ya da soğuk olsaydı yaşamamız ya çok zor ya da imkansız olurdu.
Dünya'nın Büyüklüğü Ve Diğer Gök Cisimlerinden Korunması:
Dünyamız'ı küçük bir bezelye tanesi olarak düşünelim. Bu durumda sırasıyla; Merkür bir susam tanesi, Venüs yine Dünyamız gibi bir bezelye, Mars bir karpuz çekirdeği, Jüpiter bir portakal, Satürn bir mandalina, Uranüs ve Neptün iri birer kiraz tanesi, Plüton ise yine bir susam tanesi kadardır. Bunların yanında Güneş ise bir basket topundan daha büyük, kocaman bir küre olarak kalacaktır.
Yerkürenin özelliklerini incelediğimizde, üzerinde yaşadığımız bu gök cisminin tam olması gereken büyüklükte olduğunu görürüz.
Dünya, daha küçük olsaydı, yerçekimi çok zayıflayacak ve atmosferi Dünya'nın etrafında tutamayacaktı. Atmosferin olmaması ise bildiğiniz gibi uzaydaki meteorların, zararlı ışınların sürekli Dünya'ya gelmesi, oksijenin yok olması kısacası canlıların yaşayamaması demektir. Eğer Dünya daha büyük olsaydı, bu kez de yerçekimi çok artacak ve bazı zehirli gazları da tutarak atmosferi öldürücü hale getirecekti.
Dünyamız
Dünya'nın kütlesinin yanı sıra, iç yapısı da özel olarak tasarlanmıştır. Bu iç yapıdaki tabakalar birbiri etrafında hareket eder. Bu hareket, Dünya çevresinde büyük bir manyetik alan oluşturur. Bu manyetik alan ise yeryüzündeki yaşamın korunması açısından çok önemlidir. Manyetik alanı koruyucu bir zırha benzetebiliriz. Dünya'ya yönelen zararlı ışınlar bu zırha çarparak geri püskürürler.
Bu koruyucu zırh sayesinde Dünya, uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı korunur. Güneş'ten ve Güneş dışındaki yıldızlardan gelen öldürücü ışınlar, Dünya'nın etrafındaki bu koruyucu kalkanı geçemezler.
Okyanuslar - Denizler
Dünya yüzeyinin yüzde 71'i sularla kaplıdır. Yer yüzünün dörtte üçü denizlerle; dörtte biride karalarla kaplıdır.
Dünya üzerindeki büyük kara parçasına kıta (ana kara); büyük denizlerde okyanus denir.
Dünya üzerinde 6 kıta 3 okyanus bulunmaktadır.
Asya, Amerika, Afrika, Avrupa Okyanusya, Antarktika, yer yüzündeki kıtalardır.
Büyük okyanus (Pasifik), Atlas, okyanusu (Atlantik) ve Hint okyanuslarıdır.Dünya ayrıca suyun sıvı halde olduğu tek gezegendir. Bu su, büyük çukurlarda birikerek okyanusları oluşturur. Bu okyanuslar, Dünya'daki canlılığın devam edebilmesi için çok önemli görevler üstlenirler.
Örneğin atmosfer sıcaklığındaki ani değişmeleri önlerler. Böylece, canlıların sabit bir ısıda yaşamlarını sürdürebilmelerine yardımcı olurlar ve iklimleri yumuşatırlar. Ayrıca okyanuslar, karaları erozyon ve aşındırma yoluyla şekillendirerek yeryüzü şekillerini oluştururlar. Bu çeşit bir olaya Güneş Sistemi'ndeki başka hiçbir gezegende rastlanmaz.

Ateş Püskürten Dağlar
Çocuklar, az önce bahsettiğimiz yer kabuğunun altındaki magma akıcı olduğu için, bir geçit bulabilirse zaman zaman yer kabuğunu yararak büyük bir patlamayla yeryüzüne çıkar. Bu ürkütücü olaya, volkan ya da yanardağ patlaması denir.
Bu şekilde yerin yarılması ile meydana gelen bir patlamada, volkan önce gökyüzüne tonlarca toz ve kül püskürtür. Böylece, kapkara dev bir bulut oluşmasına sebep olur. Ardından da magma yeryüzüne çıkmaya başlar ve önüne çıkan herşeyi, ormanları, şehirleri silip süpürür.
Volkanlardan yeryüzüne akan magmaya "lav" da denir. Lavlar bir süre sonra yerin üstünde soğuyarak kayalara dönüşür.
Tarih boyunca bu tür felaketlerle ortadan yok olan birçok şehir olmuştur. Mesela milattan sonra birinci yüzyılda, İtalya'nın o zamanlar en zengin şehirlerinden biri olan Pompei, ansızın patlayan Vezüv yanardağının lavları altında kalarak yok olmuştur. Üstelik bu, öyle ani olmuştur ki, şehir halkının yerlerinden kıpırdamaya bile fırsatları olmamıştır. Yanardağ lavları hızla Pompei şehrine ulaşmış ve şehirde yaşayanların tamamı lavların altında kalarak ölmüştür.
Atmosfer

Yerküreyi çepeçevre saran hava katmanına "atmosfer" denir. Atmosfer 7 katmandan oluşur. Atmosferin katmanlarından her biri değişik gazlar içerir ve birbiriyle tam bir uyum içindedir.

- Troposfer:
Yeryüzüne en yakın olan ve en aşağıda olan bölümdür. Bu katmanın kalınlığı, iklimlere göre değişir. Troposferde yükseklik arttıkça sıcaklık düşer, en yüksek seviyesinde ise ısı eksi 51 ile eksi 79 derece arasındadır.

- Stratosfer:
Troposferin üzerindedir. Bu katmanda yukarı çıkıldıkça sıcaklık da artar.
- Mezosfer:
Stratosferin üstünde yer alır. Burada sıcaklık eksi 73 dereceye kadar düşer.

- Termosfer:
Mezosferin üst katındadır. Burada sıcaklığın tekrar arttığı görülür. Gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkları 100 dereceden fazladır.

- İyonosfer:
Yerden 80-40 kilometre arası yükseklikte, iyon adı verilen elektrik yüklü parçacıklar vardır. İşte, bu parçacıkların bulunduğu atmosfer katmanına İyonosfer adı verilir.

- Eksosfer:
Yeryüzünün 500 kilometre yukarısından başlayan katmandır.

- Manyetosfer:
Bu katman, manyetik gücü nedeniyle Manyetosfer olarak adlandırılmıştır. Koruyucu zırh görevi gören bu katman, 3.000 ile 30.000 kilometre arasındadır. Daha önce de anlattığımız gibi, Dünyamız'ı uzaydan gelen tehlikeli ışınlara karşı koruyan bu kuşağa Van Allen kuşağı da denir.

Atmosferin bizim için ne kadar önemli olduğunu anlamanız için bir de diğer gezegenlere bakalım. Örneğin, Merkür gezegeninde olduğumuzu düşünelim. Burada atmosfer yoktur. Ancak atmosferin varlığı birçok açıdan son derece önemlidir. Buraya kadar atmosferdeki oksijen gibi gazların, atmosferin koruyucu özelliğinin öneminden kısmen söz ettik. Ama bir de insan yaşamı için son derece önemli olan, atmosferin ağırlığı vardır.

Atmosfer, çok hafif olan havadan yaratılmıştır. Ama bu, atmosferin hiç ağırlığı olmadığı anlamına gelmez. Aslında, üzerimizde yükselen kilometrelerce kalınlıktaki hava katmanının ağırlığı oldukça fazladır.

Araştırmalara göre atmosfer her birimizin üzerine tonlarca ağırlık uygulamaktadır. İşte buna "hava basıncı" denir.
"O halde nasıl ezilmiyoruz?" diye bir soru aklınıza gelebilir, bunun nedeni, vücudumuzun atmosferin ağırlığını kaldırabilecek bir sağlamlıkta yaratılmış olmasıdır. Daha farklı basınçtaki bir ortamda ise hayatımızı sürdürmemiz mümkün değildir. Çünkü bu basınç olmadığında vücudumuzun içinde hızla hareket eden kanın dışarı doğru yaptığı basınç devreye girer. Ve kan basıncı, atmosferin basıncı ile dengelenmezse damarlarımız yüksek basıncın etkisi ile patlar.

İşte bu yüzden, Merkür gibi atmosfer olmayan bir ortamda insanın yaşamını sürdürmesi mümkün değildir.

Venüs gezegeninde ise atmosfer vardır. Ama oradaki basınç da Dünya'daki atmosferden tam doksan kat daha fazla olduğu için insanın yaşamasına uygun ortamı sağlamaz. Buradan anladığımız; Venüs gezegeninde yaşam olamaz, çünkü insan bu sefer de yoğun basınç altında ezilir ve ölür.

Buraya kadar anlattıklarımızı tekrar kısaca özetleyelim: Atmosfer, Dünya'daki canlılığın devam etmesinin en önemli şartlarından biridir. Atmosferin, bir kısmından kısaca söz ettiğimiz birçok görevi vardır. Hatırlarsanız bunlardan biri atmosferdeki gazların insan yaşamı için gerekli olmasıdır. Eğer atmosfer olmasaydı canlılar nefes alamazdı ve yeryüzünde hayat olmazdı.
Atmosferin görevlerinden biri de Dünyamız'ı uzaydan gelen birçok tehlikeye karşı korumaktır. Dünyamız'ı bekleyen tehlikelerden biri, daha önce de anlattığımız gibi uzayda dolaşan göktaşlarıdır. İşte, atmosferin görevlerinden biri de bu göktaşlarının Dünyamız'a düşüp zarar vermesine engel olmaktır.

Atmosferin bir diğer görevi de uzaydan gelen zararlı ışınları engellemektir. Atmosfer sayesinde bu zararlı ışınların yalnızca yüzde 7'si Dünya'ya ulaşır.

Dünyamız'a ulaşan ışınların oranı, tam da yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan miktardadır.
Atmosferin Yaşam İçin Uygunluğu :
Dünyamız'ın atmosferi, yaşam için gerekli bütün özelliklere sahiptir.
Dünya atmosferi, yüzde 77 azot, yüzde 21 oksijen ve yüzde 1 oranında karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından oluşur. Bu gazlardan ilk önce oksijeni inceleyelim.

Oksijen canlılar için çok önemlidir. Çünkü canlıların yaşaması için gereken enerji bazı kimyasal işlemlerle elde edilir. Bu kimyasal işlemlerden çoğu da oksijen sayesinde gerçekleşir. İşte biz de bu nedenle sürekli olarak oksijene ihtiyaç duyarız. Tabi bu ihtiyacımızı karşılamak için sürekli nefes alırız.

Atmosferde bulunan oksijenin oranı yaşam için gereken en uygun orandır. Bu oran, yüzde 21 yerine, örneğin yüzde 22 olsaydı, tek bir yıldırımla orman yangınları başlardı. Hele oran yüzde 25'lere çıksaydı Dünyamız dev yangınlarla kavrulup yok olurdu. Çünkü oksijen çok yanıcı bir gazdır.
Dünyamız'da üretilen oksijenin yüzde seksenden fazlası, okyanuslardaki mikroskobik canlılar tarafından üretilmektedir. Yani yeryüzündeki bütün ormanlar yok olsa dahi yaşamımızı sürdürebileceğimiz oksijen olacaktır.

Atmosferdeki oksijen oranının dengede kalması, mükemmel bir sistem sayesinde gerçekleşir. Buna geri dönüşüm sistemi denir. Hayvanlar ve insanlar oksijen tüketir, karbondioksit üretirler. Bitkiler ise bu işlemin tam tersini gerçekleştirirler. Karbondioksiti oksijene çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her gün bitkiler tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde üretilerek atmosfere bırakılır.
Burada çok önemli bir gerçeğe dikkat çekelim. Niçin yalnızca bitkiler oksijen üretirler? Tüm canlılar oksijen üretselerdi yaşam daha kolay olmaz mıydı?
Hayır, kesinlikle yaşam daha kolay olmazdı. Aksine hem insanlar hem hayvanlar hem de bitkiler oksijen üretselerdi, atmosferdeki oksijen oranı çok artar ve atmosfer kısa sürede "yanıcı" bir özellik kazanırdı. Bunun sonucunda en ufak bir kıvılcım bile dev yangınlar çıkarırdı.
Öte yandan, bunun tam tersini de düşünebiliriz: Bitkiler oksijen değil de diğer canlılar gibi karbondioksit üretseler ne olurdu?
Eğer tüm canlılar karbondioksit üretselerdi, bu sefer de atmosferdeki oksijen hızla tükenir ve bir süre sonra canlılar nefes almalarına rağmen, soludukları havada oksijen bulunmadığından "boğularak" toplu halde ölmeye başlardı.

Bulutlar:
Gökyüzüne baktığımızda, havada beyaz veya gri renkli pamuk kütlelerine benzer bulutları görürüz.
Peki ama bulutlar nasıl oluşmaktadır, hiç düşündünüz mü?
Her gün yeryüzündeki suların bir bölümü Güneş'in sıcaklığının etkisiyle buharlaşır. Yani su, çok küçük damlacıklar biçiminde havaya karışır. Bu şekilde havaya karışan suya "su buharı" denir. Yere yakınlaşan hava ısınır. Isınan hava ise yükselir ve yükselirken bu su buharını da kendisiyle birlikte yukarılara götürür. Yüksekteki soğuk hava ile karşılaşan sıcak havanın içindeki su buharı, buz kristallerine dönüşür. Bunlar da bulutları oluşturur.

Tuzlu denizlerden, mineralli göllerden buharlaşan su, beraberinde tuzları da yukarı taşır. Bu tuz taneleri gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Atmosfer, rüzgarın bu damlacıkları taşıması sayesinde, günde 27 milyon ton tuz kazanır. Bu tuzlar sonradan oluşacak yağmur damlasının çekirdeğini oluşturur.

Bulutlar, Dünyamız'dan bakınca pamuk gibi görünürler. Bu nedenle bulutların çok hafif olduklarını düşünmüş olabilirsiniz. Oysa, bu su kristalleri, yeterince büyüyüp yağmura dönüştüğünde tonlarca su aktığını görürsünüz. Ortalama büyüklükte bir yağmur bulutunda 300 bin ton su bulunur. (1 ton 1000 kilograma eşittir. 300 bin ton ise, 300 milyon kilogramdır. Yetişkin bir insanın ortalama ağırlığının 60-70 kilogram olduğunu düşünürseniz bunun ne kadar büyük bir rakam olduğunu anlarsınız.) Evet yanlış duymadınız havada asılı duran 300 bin ton…
Yağmurdaki Ölçü :
Yağmur yeryüzüne belli bir miktarla yağar. Yağmurdaki bu ölçü çağımızda yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir. Ölçümlere göre, yeryüzünden bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Ve yine her yıl Dünya'ya aynı miktarda yani 505 trilyon ton yağmur yağar. İşin ilginç yanı bu miktar her yıl aynıdır, hiç değişmez.

Yeryüzündeki hayatın devamı, bahsettiğimiz suyun eşit miktarda buharlaşması ve tekrar yeryüzüne dönmesi yani "su döngüsü" sayesinde sağlanır. İnsan sahip olduğu bütün teknolojik imkanları kullansa dahi, böyle bir ölçüyü yapay olarak gerçekleştiremez.

Su döngüsünde küçük bir değişiklik olsa, kısa zaman sonra doğada büyük bir dengesizlik ortaya çıkar. Bu da hayatın sonunu getirir. Fakat hiçbir zaman böyle olmaz.
Gökkuşağı :
Gökkuşağı, yağmurdan sonra Güneş'in görülmesiyle ortaya çıkar. Yedi renk, taç gibi yarım daire şeklinde arka arkaya dizilir. Gökkuşağının bu hali çok etkileyicidir.

Gökkuşağı aslında bir ışık oyunudur. Gökkuşağı, güneş ışığının temel renklerini taşır. Evet bizim beyaz olarak gördüğümüz güneş ışınları aslında renklidir. Güneş'ten gelen bu renklere temel renkler denir. Temel renkler, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, açık mavi, koyu mavi ve mordur. Güneş ışınlarının beyaz rengi bu renklerin birleşmesiyle ortaya çıkar. Ancak güneş ışını, bir yağmur damlasının içinden geçtiği zaman gerçek renkleri ortaya çıkar. Çünkü, su ışığı kırar. Suyun ışığı kırma etkisiyle renkler ayrışır. Ayrılan renkler yağmur damlasının arkasından yansır ve dışarıya eğrilerek çıkarlar.

Karışık mı göründü? Eğer karışıksa kristal bir bardak bulun ve üzerine güçlü bir ışık tutun. Burada su damlasının görevini, cam yerine getirir. Göreceksiniz, bardağa güçlü bir ışık geldiğinde, duvarda küçük bir gökkuşağı belirecek.
Gökkuşağının çemberinin merkezi, her zaman Güneş'in tam karşısına düşen bir noktadadır. Güneş yükseğe çıktığında, gökkuşağı da tam Güneş'in karşısına gelecek şekilde yukarı çıkar.
Ay,
Dünyamız'ın etrafında dönen taştan bir top gibidir. Geceleri, hava bulutsuz olduğu zamanlarda Ay, kapkaranlık gökyüzünde ışıl ışıl parıldar. Ancak bu ışık, Ay'ın kendi ışığı değildir çünkü Ay'ın kendine ait bir ışığı yoktur. O, yalnızca Güneş'ten gelen ışınları bir ayna gibi etrafına yansıtır. Böylece, gökyüzüne asılı kocaman bir ışık gibi görünür.
Bizler Ay'ın hep aynı yüzünü görürüz. Çünkü Ay, hem kendi etrafında hem de Dünya'nın etrafında 29 günde döner. Her ikisinde de dönüş süresi aynı olduğu için bize hep aynı yüzü denk gelir.
Dünyamız, Güneş ile Ay arasına girince, Dünyamızın gölgesi Ay üzerinde yuvarlak olarak düşüyor. Ay tutulması dediğimiz olay da bize Dünyanın yuvarlak olduğunu gösteriyor.
Bu gün yapılan uzay yolculukları Dünyanın yuvarlak olduğunun bilinmesi ile başlamıştır.

Dünyamız, yörüngesine 23’27’ eğik bir eksen çevresinde dönmektedir. Yörünge, Dünyanın Güneş çevresinde dönerken izlediği yoldur.
Dünyanın, böyle bir eksenin var olduğunu düşünürsek bu eksenin,

Dünyanın kuzeyindeki ucuna Kuzey kutup noktası;
Güneyindeki ucunada Güney kutup noktası; diyoruz.
Ekvator 23 27 dakika kuzeyinden çizilen daireye kuzey (yengeç) dönencesi diyoruz. 23 27 dakika güney (oğlak) dönencesi diyoruz.
Öte yandan, gece gökyüzüne baktığımızda, Ay'ı bazen yuvarlak bazen yarım daire şeklinde görürüz. Bunun sebebi, Dünya çevresinde döndükçe, Ay'ın aydınlık olan yüzünün farklı biçimler almasıdır.
Dünya ve Ay, birbirini çeker. Ama Dünya'nın yerçekimi Ay'ın yerçekiminden 6 kat daha fazladır. Buna rağmen Ay'ın yerçekimi Dünya'yı etkiler. Bu çekim, okyanuslarda ve denizlerde "gel-git" denilen bir olaya neden olur. Su seviyesi kıyılarda bir süre alçalıp sonra eski haline döner. Eğer Ay'ın çekim kuvveti daha şiddetli olsaydı, gel-gitler su seviyesinin çok fazla alçalıp yükselmesine neden olurdu. Böyle bir durum karşısında, denize yakın bölgeleri sürekli su basardı.
Gece-Gündüz ve Mevsimler :
Dünyamız, kendi etrafında dönüşü sırasında yörüngesine göre hafif eğik bir pozisyonda durur. Bu da; ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış olarak adlandırdığımız dört mevsimin oluşmasının tek sebebidir.
Uzayda her yer karanlıktır. Oysa, uzayın içindeki Dünyamız'da gece gündüzü, gündüz geceyi takip eder. Sabahları hava aydınlanır, akşam olunca kararır. Peki kapkaranlık uzayda Dünyamız sabah olunca nasıl aydınlanır?
Bunun nedeni, Dünyamız'ın, yörüngesinde ilerlerken bir topaç gibi kendi etrafında da dönmesidir. Dünya kendi etrafında döndükçe Güneş'e karşı gelen yüzü aydınlanır.
Oysa, gezegenlerden Uranüs, kendi yörüngesinde yerde yuvarlanan bir top gibi ilerlemektedir. Bu olağanüstü bir duruma neden olur: Uranüs'ün bir tarafı hep aydınlık, diğer tarafı ise hep karanlıktır.
Peki, Dünya'nın bir tarafında sürekli gündüz, diğer tarafında sürekli gece olsaydı ne olurdu? Kuşkusuz böyle bir durumda insanların belirli bir uyku saati olmazdı. Herkes farklı zamanlarda uyur, farklı zamanlarda uyanık olurdu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde aksaklıklar olurdu.
Dünya güneş, Güneş çevresinde dönmektedir. Dünya bu dönüşünü, 365 gün 6 saatte tamamlamaktır. Bu zamana bir yıl diyoruz.
Bu dönüş sırasında, Dünyanın belli yerlerinde dört mevsim meydana gelmektedir. Bu sırada, belli aylarda kuzey yarım küre, belli aylarda da güney yarım küre daha çok güneş enerjisi almaktadır.
Güneş ışınları 21 martta ekvatora dik gelmektedir. Bu tarihte kuzey orta kuşakta ilk bahara; Güney orta kuşak ta son bahara girmektedir.
21 haziranda Güneş ışınları, kuzey dönencesine dik gelmektedir. O gün en uzun gündüz en kısa gece yaşanmaktadır. Kuzey orta kuşakta yaz mevsimine; Güney orta kuşakta kış mevsimine girilir.
Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının dik gelişi ekvatora doğru kaymaktadır.
23 eylülde, gece ile gündüz eşit duruma gelmekte ve kuzey orta kuşakta sonbahar; Güney orta kuşakta ise ilkbahara girilmektedir. Kuzey orta kuşakta bu tarihten sonra günler kısalmaya geceler uzamaya başlar.
21 aralıkta bu kuşakta en uzun gece en kısa gündüz yaşanmaktadır ve kış mevsimine girilmektedir. Güney orta kuşakta ise yaz mevsimi başlamaktadır.
Bu tarihten sonra geceler kısalmaya gündüzler uzamaya başlar.
21 martta gece ile gündüz eşitlenmektedir.
Dünyanın ekseninin yörüngesine 23 27 dakika eğik oluşunun sonucu olarak ekvator kuşağında sürekli yaz Kuzey kutup ve Güney kutup kuşaklarında kış kuzey ve güney orta kuşakta da dört mevsim yaşanmaktadır.

Etiketler: dünyamızın şekli, dünyamızın katmanları, dünyamızın resimleri, gezegenler,
Yorumlar (0) | Yazdır |

  • 0
 (Oy Sayısı: 0)
 
 

Değerli Ziyaretçimiz, Mertada.biZ 'e Kayıtsız Kullanıcı olarak giriş yaptınız. Sizi Sitemize Kayıt Olmaya davet ediyoruz. Kayıt işlemi tamamen Ücretsizdir. Sitemize kayıt olduğunuzda, Kayıtsız Kullanıcıların erişiminin engellendiği alanlara Tam Erişim iznine ve Kayıtlı Kullanıcılara özel birçok ayrıcalığa sahip olacaksınız.

[Şifrenizi mi? Unuttunuz]


Bu Konuda Daha Fazla Haber:


 


» Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
 


Takvim
«    Aralık 2014    »
PtSaÇrPrCuCtPz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 


Ankara İstanbul
ANKARA ISTANBUL
Adana İzmir
ADANA IZMIR
D.Bakır Samsun
DIYARBAKIR SAMSUN

Anket
Kütüphaneye Gider misiniz?

Hiç gitmedim
Öğrenciliğimde gittim
Yılda bir kaç kez
Sürekli giderim


Etiketler
aşure tarifi, Chris Christophersson, divx, dvdrip, dünya tüketiciler günü, farklı pasta, film, fragman, güzel pastalar, ilginç pasta resimleri, ilginç pastalar, J. J. Abrahams, kader taşı, kek, kitap, Kris Kristofferson, Melody Klaver, movie, Nicolas Cage, pasta, pasta resimleri, pasta tarifi, pastalar, r5, rapidshare, resim, Riki Lindhome, Ryne Douglas Pearson, simon pegg scotty star trek, sinema, Telecine, trailer, türkçe altyazılı, Unutulmaz Bir Atlı, yaş pasta, Yorick van Wageningen, yoğurt nasıl yapılır, Zoe Saldana, çocuk

Tüm etiketler

Popüler
Makaleler

Anasayfa  |  Kayit Ol!  |  Haber Ekle  |  Yeni Mesajlar  |  İstatistik  |  İletişim
COPYRIGHT © 2006-2010 Mertada.biZ All Rights Reserved.
TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi Mertada.Net,Online Oyun,Trailer,Fragman Yeni Yemek Tarifleri